Amanosların Gölgesinde Kadim Tarih | Mehmet OĞUZTÜRK

Bir Roma lejyonerinin matarasından dökülen sular kadar eski, farklı zamanlarda yankılanmış Hitit keskisiyle Asur kılıcı kadar keskin bir hafızanın beşiğidir bu coğrafya. Her bir zerresinde binlerce yılın tozunu taşıyan ve her rüzgarda yeniden uyanan bir devdir İslahiye Ovası. Amanoslar bir duvar gibi yükselirken yanı başında, bu duvarın kilidi ve hatta Suriye düzlüklerinden Mezopotamya'nın derinliklerine açılan bir kapıdır aynı zamanda. Siz bilirsiniz! İster Amanos Dağları'nın kapısı deyin isterseniz kadim tarihin geçit noktası. Kimine sınır karakolu olmuş bu topraklar, kimine kanlı savaşların gölgesinde askeri bir üst. Birileri gelip ekip biçmiş, üreyip çoğalmış ve izler bırakan medeniyet kurmuş, birileri gelip taştan tanrılar yaparak insanlığa hükmetmiş. I. Şuppiluliuma gibi gelip taşına şekil veren de olmuş, Büyük İskender gibi bir tepeden uçsuz ovasını izleyen de. Hz. Ömer'in orduları gibi önce Anadolu'ya oradan da Avrupa'ya akın edenler de olmuş bu yolda. Ve bu uğurda peygamber mührünü öpen ulu bir zat bile şehit düşmüş bu toprakta. Nihai olarak her türlü amacına uygun mesken tutulmuş İslahiye. Kısacası tarih boyunca sadece Amanos Dağları ile Suriye düzlükleri arasındaki geçit kapısı değil aynı zamanda kadim tarihin bekçisi de olmuş bu coğrafya. Çıkın bir tepeye ve izleyin manzarayı. Sonra kapatın gözlerinizi, derince bir nefes çekin içinize. Kulaklarınızı sadece tarihin sessiz çığlığına teslim edin ve dinleyin İslahiye'yi. Rüzgar Amanoslardan aşağı doğru estiğinde, sadece serinlik getirmez; içinde biraz Hitit tozunu, biraz Bizans kederini, biraz da Selçuklu fethinin gururunu taşır. Fransız işgal güçlerinin ikmal ve lojistik yükünü taşıyan vagonlarını engellemek için tren yolu raylarını tahrip eden Kuvayi Milliye çetelerinin sesi yankılanır kulaklarınızda. Sonra Mısır'ı fethe giden Pers askerlerinin ayak sesleri böler sessizliği. Ardından bir Hititli taş ustasının çekiç sesi tınlar yakınlardan. Ve usul usul bir zafer narası daha inler ötelerden. Yavuz Sultan Selim ve ordusunun Mercidabık Muharebesi'nden gelen seslerdir onlar. İslahiye artık Osmanlı Devleti'nin bir parçası olmuştur o anda. Biraz daha dinleyin, duyacaksınız. Derviş Paşa komutasındaki ıslah ordusunun at kişnemeleri ve kararlı adımları karışır ovanın rüzgarına. Fırka-i İslahiye'nin bölgeye vurduğu mühürle, göçebe obaların yerleşik düzene geçiş fermanı yankılanır Nur Dağları'nın eteklerinde. Artık tüfek ve kılıç sesleri yerini toprağı işleyen saban seslerine bırakmış; asırlardır süren kargaşa, yerini devletin sarsılmaz sükunetine terk etmiştir. Bu sesler, sadece bir askeri harekatın değil, modern İslahiye’nin temellerinin atıldığı o tarihi dönüşümün ayak sesleridir. Uzunca dinlerseniz tarihin sessiz çığlığını; Paleolitik dönemden günümüze kadim mirasın eşssiz tınısını fısıldayacaktır rüzgar size. Sonra bir sessizlik belirir yine... Ve sonra güneş Amanosların ardına devrilip İslahiye Ovası’na o kadim kızıllık çöktüğünde, tarih yeniden uyanır. O an anlarsınız ki; İslahiye sadece taşın ve toprağın adı değil, medeniyetlerin birbirine devrettiği sönmeyen bir meşaledir. Netice itibarıyla İslahiye; sadece içinden geçilen bir yol değil, içinde biriktirilen bir hafızadır. Geçmişin bekçiliğini yapan bu topraklar, bugün bizlere ev sahipliği yaparken aslında büyük bir emaneti de sırtımıza yüklüyor. İslahiye’yi sevmek, sadece onun bereketli ovasını değil, o ovanın altında yatan devasa tarihi mirası da sahiplenmektir. Toprağın her santimi, altındaki binlerce yıllık mirası bugüne taşırken bizlere düşen, bu sessiz çığlığı gür bir sese dönüştürmektir. Bugünün İslahiye’si, sırtını yasladığı Amanoslar kadar dik, bereketli ovası kadar cömert kalacaksa; bu ancak geçmişin izlerini bugünün emeğiyle harmanlayarak mümkün olacaktır. Bu topraklar üzerinde yürürken, her adımımızda bir Hititli ustanın emeğine, bir Kuvayı Milliye neferinin cesaretine bastığımızı unutmamalıyız. Zira İslahiye’yi korumak, sadece bir coğrafyayı değil, insanlığın ortak hafızasını savunmaktır. Vesselam... Mehmet OĞUZTÜRK Yazar