DOLAR

44,4813$% 0.08

EURO

51,0574% 0.14

GRAM ALTIN

6.511,19%0,99

ÇEYREK ALTIN

10.821,00%-3,65

TAM ALTIN

43.151,00%0,81

ONS

4.552,19%0,90

Gaziantep AÇIK
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
  • MERT TV
  • Yazarlar
  • Hayat Pahalılığı, Gıda ve Sağlığımız | Prof. Dr. Hacı Ahmet DEVECİ

Hayat Pahalılığı, Gıda ve Sağlığımız | Prof. Dr. Hacı Ahmet DEVECİ

ad826x90
ad826x90

Son yıllarda mutfakta en çok duyduğumuz cümlelerden biri şu: “Her şey ateş pahası.” Pazara çıkan, markete giren herkes aynı şeyi söylüyor. Eskiden torbalar dolu dolu gelirdi; şimdi fileler yarı yarıya. Birçok aile artık alışveriş yaparken “sağlıklı mı?” diye değil, “en ucuz hangisi?” diye bakıyor. İşte tam da burada sessiz ama çok önemli bir sorun ortaya çıkıyor: hayat pahalılığı sadece cebimizi değil, metabolizmamızı ve sağlığımızı da etkiliyor.

Toplum sağlığı ile beslenme arasındaki ilişki aslında yeni keşfedilmiş bir konu değil. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeği yıllar önce şu sözle ifade etmişti: “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.” Bu söz sadece bireysel sağlık için değil, toplumun geleceği için de önemli bir mesaj taşır. Çünkü sağlıklı bireyler ancak iyi beslenmiş, güçlü bir metabolizmaya sahip bireylerdir. Eğer toplum sağlıklı beslenemezse, o toplumun üretkenliği, çalışma gücü ve geleceği de zayıflar.

Eskiden büyüklerimiz “İnsan ne yerse odur” derdi. Aslında bu söz sadece bir öğüt değil, bilimsel bir gerçektir. İnsan vücudu aldığı besinlerle çalışır. Hücrelerimizin enerji üretmesi, bağışıklık sistemimizin güçlü kalması, hormonların dengede olması hep tükettiğimiz gıdalarla yakından ilişkilidir. Ancak sağlıklı gıdaya ulaşmak zorlaştığında, vücudun biyokimyasal dengesi de bozulmaya başlar.

Bugün birçok aile için en büyük sorunlardan biri protein ve kaliteli besin kaynaklarına ulaşamamak. Et, balık, süt ürünleri ve kaliteli bakliyatlar pahalı hale geldiğinde sofralar daha çok karbonhidrat ağırlıklı oluyor. Ekmek, makarna, pirinç ve ucuz işlenmiş gıdalar karın doyuruyor ama vücudun ihtiyacı olan amino asitleri, vitaminleri ve mineralleri yeterince sağlayamıyor.

Biyokimya açısından bakarsak proteinler vücudun temel yapı taşlarıdır. Kas dokusu, enzimler, hormonlar ve bağışıklık sistemi proteinlerden oluşur. Protein yetersizliği uzun vadede kas kaybına, bağışıklık zayıflamasına ve metabolik yavaşlamaya neden olabilir. Özellikle çocuklar için bu durum çok daha kritik. Çünkü büyüme döneminde yeterli protein ve mikrobesin alınmazsa gelişim geriliği, öğrenme sorunları ve bağışıklık problemleri ortaya çıkabilir.

ad826x90

Bir diğer önemli mesele de mikrobesin eksiklikleri. Sebze ve meyve fiyatları yükseldiğinde birçok aile bunları daha az tüketmeye başlıyor. Oysa sebze ve meyveler vitaminler, mineraller ve antioksidanlar açısından en zengin besin kaynaklarıdır. Özellikle C vitamini, folat, potasyum ve çeşitli polifenoller hücrelerimizi oksidatif stresten korur.

Oksidatif stres dediğimiz şey, metabolizma sırasında ortaya çıkan zararlı moleküllerin hücrelere zarar vermesidir. Normalde vücudumuz antioksidan savunma sistemleriyle bu zararı kontrol altında tutar. Ancak yeterli vitamin ve antioksidan alınmadığında bu savunma zayıflar. Bunun sonucunda kalp-damar hastalıkları, diyabet ve bazı kronik hastalıkların riski artabilir.

Hayat pahalılığıyla birlikte insanların yöneldiği bir başka seçenek de ucuz ve yüksek kalorili işlenmiş gıdalar. Hazır gıdalar, paketli ürünler ve şekerli içecekler genellikle daha ucuz ve erişilebilir oluyor. Ancak bu gıdalar çoğu zaman yüksek miktarda rafine şeker, doymuş yağ ve tuz içerir.

Metabolizma açısından bakıldığında bu tür beslenme şekli vücutta insülin direncinin gelişmesine neden olabilir. Sürekli yüksek şekerli gıdalar tüketildiğinde pankreas daha fazla insülin üretmek zorunda kalır. Zamanla hücreler insüline daha az yanıt vermeye başlar. Bu durum da tip 2 diyabetin ve metabolik sendromun ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Aynı zamanda enerjisi yoğun ama besin değeri düşük gıdalar “gizli açlık” dediğimiz bir tabloya yol açabilir. Kişi günlük kalori ihtiyacını karşılar hatta bazen fazla kalori alır; fakat vitamin ve mineral eksiklikleri yaşar. Bu durum özellikle düşük gelirli toplumlarda giderek daha fazla görülmektedir.

ad826x90

Bir başka önemli konu da bağışıklık sistemi. Pandemi döneminde hepimiz güçlü bir bağışıklık sisteminin ne kadar önemli olduğunu gördük. Bağışıklık hücrelerinin düzgün çalışabilmesi için çinko, selenyum, demir, vitamin D ve protein gibi birçok besin öğesine ihtiyaç vardır. Ancak ekonomik zorluklar nedeniyle beslenme çeşitliliği azaldığında bağışıklık sistemi de zayıflayabilir. Örneğin demir eksikliği sadece kansızlık yapmaz; aynı zamanda yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve bağışıklık zayıflığına da neden olur. Benzer şekilde vitamin D eksikliği bağışıklık fonksiyonlarını etkileyebilir. Bu tür eksiklikler toplum genelinde sağlık sorunlarının artmasına yol açabilir.

Hayat pahalılığının sağlık üzerindeki etkileri sadece fiziksel değildir. Psikolojik etkiler de oldukça önemlidir. Sürekli ekonomik stres altında yaşamak, gelecek kaygısı ve geçim sıkıntısı hormon dengelerini etkileyebilir. Özellikle stres hormonu olarak bilinen kortizolün uzun süre yüksek kalması metabolizma üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Kortizol artışı iştahı artırabilir, karın bölgesinde yağlanmaya neden olabilir ve bağışıklık sistemini baskılayabilir.

Bu nedenle gıda fiyatlarındaki artış sadece ekonomik bir mesele değildir; aynı zamanda bir halk sağlığı meselesidir. Sağlıklı gıdaya erişim toplum sağlığının temel unsurlarından biridir. Dünya genelinde birçok bilimsel çalışma, gelir düzeyi ile beslenme kalitesi arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir.

Peki çözüm ne olabilir?

Elbette tek bir çözüm yok. Ancak toplum olarak bazı noktalara dikkat etmek mümkün. Öncelikle beslenme planlaması önemlidir. Mevsiminde sebze ve meyve tüketmek, bakliyatları daha fazla kullanmak ve gıda israfını azaltmak bütçeyi bir miktar rahatlatabilir. Nohut, mercimek ve kuru fasulye gibi bakliyatlar hem ekonomik hem de iyi protein kaynaklarıdır. Ayrıca yerel üretimin desteklenmesi, küçük üreticilerin korunması ve sağlıklı gıdaya erişimin kolaylaştırılması da uzun vadede önemli adımlar olabilir. Çünkü sağlıklı toplum, sağlıklı beslenen bireylerden oluşur.

ad826x90

Sonuç olarak mutfaktaki yangın sadece ekonomik bir sorun değildir. Tencerede eksilen her besin öğesi, aslında metabolizmamızdan da bir şeyler eksiltir. Sağlıklı beslenme lüks değil, temel bir ihtiyaçtır. Eğer toplumun önemli bir kısmı sağlıklı gıdaya ulaşmakta zorlanıyorsa bunun sonuçları yıllar sonra sağlık sisteminde daha büyük sorunlar olarak karşımıza çıkabilir.

Kısacası mesele sadece “karın doyurmak” değildir. Mesele, vücudun ihtiyaç duyduğu doğru besinleri alabilmesidir. Çünkü unutmayalım: tencere kaynamazsa metabolizma da susar.

Ve belki de bu noktada Mustafa Kemal Atatürk’ün sözünü yeniden hatırlamak gerekir: “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. ”Sağlam bir toplum için önce sağlıklı bir beden, sağlıklı bir beden için de erişilebilir ve dengeli beslenme şarttır.

Prof. Dr. Hacı Ahmet DEVECİ

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

HIZLI YORUM YAP