İslahiye Sahipsiz Değil, Sadece Siyaseti Çorbaya Döndü!

Siyasetin kendine has bir terazisi, her memleketin de bir sabır katsayısı vardır. Ancak son günlerde İslahiye’de öyle bir siyasi iklim soluyoruz ki, hani derler ya; tam anlamıyla Arap çorbası. Kimin eli kimin cebinde belli değil, hangi masada hangi pazarlıkların döndüğünü kestirmek de neredeyse imkânsız. Ortada muazzam bir yönetim boşluğu, tabiri caizse tam bir "sahipsizlik" havası hakim. Görünen o ki, memleketin direksiyonunda oturanlar işi tamamen salıvermiş. "Biz koltuğumuza kurulalım, gerisini rüzgar nereye üflerse" modundalar. İslahiye gibi kadim, insanı mert ve çalışkan bir memleket, ne yazık ki kendi kaderiyle baş başa bırakılmış durumda. İşin en acıtan kısmı ise bu tiyatronun sahneleniş biçimi. Bu memlekete gerçekten değer katan, dürüstlüğüyle, liyakatiyle öne çıkan, cebini değil halkın geleceğini düşünen ne kadar yönetici varsa birer birer uzaklaştırıldı, sistemin dışına itildi. Peki, onların boşalttığı meydan kimlere kaldı? Hani o meşhur deyimle; "helacılar" bugün çıkmış, İslahiye sokaklarında adeta "başkanclık" oynuyor. Üzerlerine birer ceket geçirip, memleketin geleceğine dair beylik laflar ederek büyüklük taslayanlar, aslında sadece kendi küçük dünyalarının figüranlığından öteye geçemiyorlar. Ancak bu beylerin atladığı, o kibirli koltuklarında otururken gözden kaçırdıkları çok büyük bir gerçek var: İslahiye halkı, yani benim canım hemşehrilerim artık uyandı. Yıllarca "nasılsa sabrediyorlar", "nasılsa unuturlar" diyerek yürüttüğünüz o eski siyaset tarzının miadı doldu. Halk, kimin memlekete hizmet etmek için dertlendiğini, kimin ise sadece kendi şahsi çıkarları için rol kestiğini çok iyi görüyor. İslahiye’yi sahipsiz sanıp üstünde dilediği gibi at koşturabileceğini düşünenler, günü geldiğinde bu uyanışın sert dalgasıyla yüzleşmek zorunda kalacaklar. Bizden söylemesi; başkanclık oynamak kolaydır da, halkın uyanan iradesi karşısında o sahneyi terk etmek bir hayli zor olur. Sedat CİBA