Sessiz Çöküşün Muhasebesi: Nerede Yitirdik Yarınları?

Sessiz Çöküşün Muhasebesi: Nerede Yitirdik Yarınları? Toplumsal yapının ayakta kalmasını sağlayan kolonlar birer birer çatırdıyor. Önce ekonomi ekseninde başlayan kırılma, zamanla siyasi alana sıçradı ve nihayetinde en tehlikeli aşamaya ulaştı: Ahlaki çöküntü. Günü kurtarma telaşına düşmüş bir toplumun, yarınlarına umutla bakabilmesi mümkün değildir. Oysa bu ülkenin insanı, evlatlarına krizlerle boğuşan bir enkaz değil; güvenle basabilecekleri sağlam bir zemin bırakmayı hak ediyordu. Gelinen noktada her anne ve babanın zihnini kurcalayan tek bir soru var: Sorumlusu kim? Birey, topluluk, cemiyet ve devlet düzeyinde neyi eksik yaptık da bu noktaya savrulduk? Bir yanda emperyalist maşaların kalkışması olan 15 Temmuz, diğer yanda asrın felaketi 6 Şubat depremleri gibi devasa badireler atlattık. Bu coğrafyanın yükü her zaman ağırdı, doğru. Ancak her olumsuzluğu dış etkenlere bağlayıp konforlu bir mağduriyet alanına sığınmak, bizi gerçeklerden uzaklaştırıyor. Özeleştiri yapmak zorundayız: Toplum olarak suçluyuz; liyakat yerine tarafgirliği, liyakatsizliği eleştirmek yerine güçten pay kapmayı seçtiğimiz için. Birey olarak suçluyuz; ortak aklı ve adaleti savunmak yerine kendi mahallemizin yanlışlarına göz yumduğumuz için. En büyük sorumluluk ise çeyrek asırdır direksiyonda olan iktidarındır. 24 yıllık kesintisiz bir yönetim sürecinin ardından yaşanan sistemik tıkanıklığı başkalarına ihale etmek akılcı değildir. Daha adil, daha rasyonel ve daha kapsayıcı bir yönetim anlayışı sergilenseydi, bugün bu ağır faturayı ödemiyor olabilirdik. Çöküşü durdurmanın ve gelecek nesillere müreffeh bir ülke bırakmanın tek bir yolu var: Partizanlığı, ötekileştirmeyi ve mahalle kavgalarını bir kenara bırakmak. Aklın, bilimin ve gerçek adaletin yeniden tesis edildiği; toplumun en küçük hücresinden devletin en üst kademesine kadar ortak aklın hakim kılındığı bir iradeye ihtiyacımız var. Yarınları kurtarmak istiyorsak, önce bugünkü çöküşün altındaki kendi payımızla ve asıl sorumlularla yüzleşmek zorundayız.