Yedi Düvele Karşı Hizmet Yarışı
Kıymetli dostlar, değerli İslahiye esnafım... Günlerdir kulaklarımızda hep aynı yankı, sokaklarımızda aynı fısıltı: Ticaret Odası seçimleri var.
Normal şartlarda odanın, esnafın derdine derman olan, tozlu raflardaki evrakları eriten, Ankara yollarını aşındıran bir hizmet yarışının adresi olması gerekir. Peryodik bir bayrak yarışı... Peki, ne oldu da 13 yıldır adı huzurla, saygıyla ve adeta saat gibi çalışan bu müessese birdenbire bu kadar "tatlı" hale geldi?
Hadi kendimizi kandırmayalım, birbirimize yabancı değiliz. Buradaki asıl mesele bir oda seçimi değil; mesele Selahattin Türkmen’in ta kendisi.
Bir Adamın Günahı: Hizmet Etmek ve Güven Vermek
On üç yıldır bu kürsüyü şerefle taşıyan, esnafının dertli gününde kapısını çaldığı, bitmez denilen projeleri Ankara’daki dik duruşuyla tamamlayan bir başkandan bahsediyoruz. Esnafın derdiyle dertlenen, "yapılamaz" denilenleri gerçeğe dönüştüren bir isim...
İşte asıl rahatsızlık tam da burada başlıyor. Çünkü bu coğrafyanın insanı artık eski zihniyetlerden, laf üreten ama iş yapmayan siyasetçilerden bıktı. Selahattin Türkmen’i sadece bir oda başkanı olarak değil, yarının potansiyel bir belediye başkanı, memlekete daha büyük ufuklar açacak bir milletvekili olarak görüyorlar. Halkın bu sezgisi yanlış mı? Asla değil.
Ancak konulan tavır, gösterilen refleks fevkalade yanlış.
Yedi Düvelin Birleştiği Nokta: Vefa mı, Korku mu?
Eğer bu adamın memleket için taş üstüne taş koyduğunu, bu şehre can suyu verdiğini biliyorsanız; neden önünü kesmek için yedi düvel bir araya geliyor?
Madem derdiniz memleket, madem kaygınız bu topraklara hizmetse; o zaman yapılacak şey bellidir: Selahattin Türkmen Bey’in etrafında etten bir duvar olmak, omuz omuza yürümek gerekir. Ama ne yazık ki konu ticaret odası olmaktan çıkmış, "Selahattin Türkmen’in önünü nasıl keseriz?" hesabına dönmüştür.
Günlerdir atılan iftiralar, asılsız çamurlar, bu memlekete hizmetten başka gayesi olmayan bir adamı usandırdı, bezdirdi. Eminim ki bugün Selahattin Başkan, "Ben bu yola neden baş koydum?" diye iç geçiriyor, yapılan bunca nankörlüğe ve ihanete belki de derinden pişmanlık duyuyordur. Haklıdır da... İnsan inandığı ve sevdiği bu memleket için koştururken, sırtından hançerlenince burkuluyor yüreği.
Perde Arkası ve Vicdanların Sesi
Ancak kimse unutmasın; bu dünya hesap üstüne kurulu olabilir ama bir de hakikat var, vicdan var.
İslahiye’nin cefakar esnafı, abileri, kardeşleri... Seçim kabinine girdiklerinde, o perde arkasında yapayalnız kalacaklar. İşte o an baş başa kalacakları tek bir hakim var: Kendi vicdanları.
O sandıktan çıkacak olan karar, sadece bir oda başkanının kaderini belirlemeyecek. O sandık, bu memleketin vefasını ya da vefasızlığını tescil edecek. Esnafımız kendi alın terini, kendi geleceğini mi seçecek; yoksa arkadan çevrilen oyunlara boyun mu eğecek? Bunu esnafımız bizzat kendi elleriyle tayin edecektir.
Selahattin Türkmen bu memleket için daha çok şeyler yapar, yapacaktır da. Yeter ki İslahiye esnafı, vefanın sadakatten geçtiğini bir kez daha hatırlasın.
Kalın sağlıcakla...