49,9256$%0,07
55,7150€%-0,26
6.222,90%-3,56
10.239,00%-3,41
40.782,00%-3,49
3.874,94%-3,64
*İSLAM VE KÖLELİK:*
TARİHSEL GERÇEKLER, DİNÎ HÜKÜMLER VE İNSAN ONURU AÇISINDAN BİR DEĞERLENDİRME.
Kölelik, insanlık tarihinin en eski ve en yaygın toplumsal kurumlarından biridir. İslamiyet’in ortaya çıktığı VII. yüzyılda Arap Yarımadası’nda ve dünyanın farklı bölgelerinde kölelik ekonomik, sosyal ve siyasi hayatın yerleşik bir parçasıydı. İslam, mevcut kölelik kurumunu bir anda ortadan kaldırmamış; kölelerin haklarını düzenleyen, kötü muameleyi sınırlayan, özgürleştirilmelerini teşvik eden ve insan onurunu ön plana çıkaran hükümler getirmiştir. Bu durum ortadayken sanki köleliği İslamiyet ortaya çıkarmış gibi fikirlerin olması nedeniyle bu makale kaleme alınmıştır.
Bu makalede İslam’ın köleliğe yaklaşımı Kur’an-ı Kerim, hadisler, tarihsel uygulamalar ve İslam hukukunun gelişimi çerçevesinde incelenmektedir. Ayrıca İslam’ın temel ahlaki ilkeleri ile kölelik kurumunun tarihsel varlığı arasındaki ilişki değerlendirilmektedir.
Anahtar Kelimeler: İslam, kölelik, insan hakları, özgürlük, Kur’an, İslam hukuku, insan onuru.
*1. Giriş*
Kölelik, insanın başka bir insan üzerinde mülkiyet ve tasarruf hakkı kurduğu, bireyin özgürlüğünün önemli ölçüde ortadan kaldırıldığı tarihsel bir sistemdir. Antik Yunan, Roma, Mısır, Mezopotamya ve İslam öncesi Arap toplumlarında farklı biçimlerde uygulanmıştır.
İslamiyet doğduğunda kölelik yeni bir uygulama değildi. Aksine ekonomik üretimden ev hizmetlerine, askerî faaliyetlerden ticarete kadar birçok alanda kullanılan köklü bir toplumsal kurumdu.

Bu nedenle İslam’ın kölelik konusundaki yaklaşımını değerlendirirken dönemin tarihsel şartlarını dikkate almak gerekir. Ancak tarihsel şartları dikkate almak, kölelik kurumunun insan özgürlüğü açısından doğurduğu sorunları görmezden gelmek anlamına gelmemelidir.
Temel soru şudur: İnsan özgürlüğünü ve onurunu esas alan bir dinin kölelik karşısındaki yaklaşımı nasıl değerlendirilmelidir?
*1. İslam Öncesi Dönemde Kölelik*
İslam öncesi Arap toplumunda kölelik yaygın bir uygulamaydı. İnsanlar savaş esiri olarak alınabiliyor, borçlarını ödeyemeyen kişiler köleleştirilebiliyor ve köle ticareti yapılabiliyordu.
Köleler çoğunlukla özgür insanlarla aynı hukuki ve sosyal statüye sahip değildi. Kadın köleler ise cinsel istismar ve sömürü bakımından daha ağır risklerle karşı karşıyaydı.
Dolayısıyla İslam’ın ortaya çıktığı dönemde kölelik, yalnızca Arap toplumuna özgü değil, dönemin birçok medeniyetinde karşılaşılan uluslararası bir sorundu.
*1. Kur’an-ı Kerim’in Köleliğe Yaklaşımı*
Kur’an-ı Kerim’de kölelik meselesi farklı ayetlerde ele alınmaktadır. Bu ayetlerde özellikle kölelerin özgürleştirilmesi, onlara iyi davranılması ve özgürlüğe kavuşmalarının teşvik edilmesi dikkat çekmektedir.
3.1. Köle azat etmenin erdemi.
Beled suresinin 12-13. ayetlerinde zor yokuşun ne olduğu açıklanırken şu ifade kullanılır:
“Fekkü rakabe” (Bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak).
Bu ifade, köle azat etmenin dinî ve ahlaki bakımdan değerli bir davranış olduğunu ortaya koymaktadır.
3.2. Köle azat etmenin kefaret olarak düzenlenmesi.
Kur’an’da bazı dinî ve hukuki ihlallerin kefareti olarak köle azat edilmesi öngörülmüştür.
Örneğin:
Nisa suresi 92. ayet: Hataen bir mümini öldürmenin kefaretinde köle azat edilmesi.
Mücadele suresi 3. ayet: Zıhar kefaretinde köle azat edilmesi.
Maide suresi 89. ayet: Yemin kefaretinde köle azat edilmesi.
Bu hükümler, özgürleştirme uygulamasını dinî sorumluluk alanına taşımıştır.
3.3. Kölelerin özgürlük talebi.
Nur suresi 33. ayette, özgürlüğüne kavuşmak isteyen kölelerle yapılacak mükâtebe anlaşmalarından söz edilir. Bu düzenleme, belirli şartlar altında kölelerin bedelini ödeyerek özgürleşmelerine imkân tanımıştır.
Aynı ayette cariyelerin fuhşa zorlanması da yasaklanmıştır.
3.4. İnsanlar arasındaki üstünlük ölçüsü
Hucurat suresi 13. ayette insanların bir erkek ve bir kadından yaratıldığı, farklı kavim ve topluluklara ayrılmalarının tanışma amacı taşıdığı belirtilir. Allah katında üstünlüğün ölçüsünün takva olduğu vurgulanır.
Bu yaklaşım, insanın değerini sahip olduğu servete, toplumsal konumuna veya soyuna bağlamayan evrensel bir ahlak anlayışını ortaya koymaktadır.
*1. Hz. Muhammed’in Köleliğe Yaklaşımı*
Hz. Muhammed’in uygulamalarında kölelerin insan onuruna uygun biçimde muamele görmesi ve özgürleştirilmesi önemli bir yer tutmuştur.
Hadis kaynaklarında kölelere iyi davranılması, onlara güçlerinin üzerinde iş yüklenmemesi ve yapılan işlerde destek olunması gerektiği belirtilmektedir.
Buhârî ve Müslim’de yer alan bir hadiste, kişinin emri altındaki kimselerin kendi kardeşleri olduğu vurgulanmış; onlara yediğinden yedirilmesi, giydiğinden giydirilmesi ve güçlerini aşan işlerin yüklenmemesi tavsiye edilmiştir.
Hz. Peygamber’in köle azat edilmesini teşvik eden uygulamaları da bu yaklaşımın bir parçasıdır.
Bununla birlikte tarihsel gerçeklik açısından önemli bir husus vardır: Hz. Muhammed döneminde kölelik kurumu tamamen ortadan kaldırılmamıştır. İslam toplumunda köle ve cariye statüsü devam etmiştir.
*1. İslam Hukukunda Kölelik: Çelişki ve Tartışmalar*
İslam hukukunun klasik döneminde kölelik, hukuken tanınan bir kurum olarak varlığını sürdürmüştür.
Klasik fıkıh kitaplarında kölelerin hukuki statüsü, savaş esirleri, azat edilme yöntemleri, cariyelik ve mülkiyet ilişkileri ayrıntılı biçimde ele alınmıştır.
Özellikle savaş esirlerinin statüsü ve cariyelik konusu günümüzde önemli tartışmalara neden olmaktadır.
Burada iki hususu birbirinden ayırmak gerekir:
Birincisi, İslam’ın köleliği sınırlandıran, özgürleştirmeyi teşvik eden ve kölelere insani muameleyi öngören hükümleridir.
İkincisi ise tarih boyunca Müslüman toplumlarda uygulanan ve klasik hukuk içerisinde belirli şartlarla meşru kabul edilen kölelik sistemidir.
Bu iki alanı birbirine karıştırmak, konunun doğru anlaşılmasını zorlaştırmaktadır.
Dolayısıyla İslam tarihinde köleliğin bulunmadığını söylemek tarihsel gerçeklikle bağdaşmadığı gibi, İslam’ın kölelerin özgürleştirilmesi yönündeki hükümlerini görmezden gelmek de doğru değildir.
*1. İslam Köleliği Neden Bir Anda Kaldırmadı?*
Bu soru, konunun en önemli tartışma noktalarından biridir.
İslam’ın ortaya çıktığı dönemde kölelik ekonomik ve toplumsal hayatın önemli bir parçasıydı. Köle emeğine dayalı üretim, savaş esirlerinin statüsü ve köle ticareti birçok toplumda yerleşik durumdaydı.
İslam, köleliği bir anda yasaklamak yerine özgürleştirme yollarını artıran, kölelere yönelik kötü muameleyi sınırlayan ve köle azat etmeyi ibadet ve kefaret kapsamında değerlendiren düzenlemeler getirmiştir.
Bu yaklaşım, bazı araştırmacılar tarafından köleliğin aşamalı biçimde ortadan kaldırılmasına yönelik bir dönüşüm olarak yorumlanmaktadır.
Ancak burada önemli bir akademik ayrım yapılmalıdır: Kur’an’da köleliğin belirli bir tarihte tamamen kaldırılmasını emreden açık ve genel bir hüküm bulunmamaktadır. Klasik İslam hukuku da köleliği uzun süre hukuki bir kurum olarak kabul etmiştir.
Bu nedenle İslam’ın köleliği aşamalı olarak kaldırmayı hedeflediği görüşü, dinî ve ahlaki ilkelerden hareketle yapılan bir yorumdur; tarihsel ve hukuki açıdan tartışmasız bir olgu değildir.
*1. Günümüzde İslam ve Kölelik Meselesi*
Modern dünyada kölelik, uluslararası insan hakları hukukunda yasaklanmış bir uygulamadır.
İnsan onuru, özgürlük, eşitlik ve insan hakları ilkeleri günümüz hukuk sistemlerinin temel değerleri arasındadır.
İslam’ın adalet, merhamet, insan onuru ve kul hakkı ilkelerinden hareketle çağdaş Müslüman toplumlarda köleliğin yeniden meşrulaştırılmasına karşı güçlü bir ahlaki ve hukuki yaklaşım geliştirilmiştir.
Günümüzde kölelik yasağı, insan ticareti ve zorla çalıştırmanın önlenmesi uluslararası hukukun temel ilkeleri arasında yer almaktadır.
Bu çerçevede dinî metinlerin tarihsel bağlamı ile günümüz insan hakları anlayışı birlikte değerlendirilmelidir.
*1. Sonuç ve Değerlendirme*
İslam ve kölelik meselesi, yalnızca tarihsel bir kurumun dinî hükümler bakımından değerlendirilmesinden ibaret değildir. Aynı zamanda insan özgürlüğü, adalet, eşitlik ve insan onuru gibi evrensel değerlerle de doğrudan ilişkilidir.
İslamiyet, köleliğin yaygın olduğu bir tarihsel dönemde ortaya çıkmış; kölelerin özgürleştirilmesini teşvik eden, onlara iyi davranılmasını isteyen ve özgürlüğe kavuşmaları için çeşitli yollar öngören hükümler getirmiştir.
Ancak İslam’ın tarihsel uygulamalarında kölelik tamamen ortadan kaldırılmamış, klasik İslam hukukunda da bu kurum uzun süre varlığını sürdürmüştür.
Bu nedenle konuya yaklaşırken ne tarihsel gerçekleri inkâr etmek ne de İslam’ın özgürleştirme ve insan onurunu koruma yönündeki hükümlerini göz ardı etmek gerekir.
Asıl önemli olan, dinî ve ahlaki ilkelerin insanlığın ortak değerleri olan özgürlük, adalet ve eşitlik doğrultusunda nasıl yorumlanacağıdır.
Sonuç olarak: İnsan onurunun korunması, adaletin sağlanması ve insanın özgür bir birey olarak yaşaması temel ahlaki değerlerdir. Bir insanın başka bir insan üzerinde mülkiyet kurmasını esas alan kölelik anlayışı, çağdaş insan hakları ve özgürlük ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
İslam’ın adalet, merhamet ve insan onurunu esas alan temel değerleri de bu ilkeler doğrultusunda değerlendirilmelidir. 31 Ekim 2026
Bilal Erdoğan
⸻
Kaynakça ve temel başvuru eserleri
1. Kur’an-ı Kerim: Beled 12-13; Nisa 92; Maide 89; Nur 33; Hucurat 13.
2. Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh.
3. Müslim, el-Câmiu’s-Sahîh.
4. Klasik İslam hukuku literatüründe kölelik ve azat bahisleri.
5.William Gervase Clarence-Smith, Islam and the Abolition of Slavery.
