46,4465$% -0.02
53,2646€% 0.06
6.220,58%-1,06
10.326,00%-1,27
41.148,00%-1,27
4.175,91%-0,79
Kişilerin Değil, Sistem ve Ahlakın Polemiği: Biz Neyi, Ne Zaman Konuşabiliyoruz?
Eski Milletvekili Şamil Tayyar ile finans analisti İslam Memiş arasında yaşanan “Temmuz’da altın 8 bin lira olur mu?” polemiği, sosyal medyanın ve gündemin üst sıralarında yer aldı. Seviyeli yapılan her tartışma, şüphesiz hem taraflara hem de izleyiciye fikirsel bir katkı sağlar. Seviye düştüğünde ise kazananı olmayan bir itibar kaybı başlar ve karar tamamen izleyicinin vicdanına kalır. Kimisi Tayyar’ı, kimisi Memiş’i haklı bulabilir; bu, meselenin görünen ve magazinleşen kısmıdır.
Bizim asıl bakmamız gereken yer, madalyonun diğer yüzü ve toplum olarak takındığımız kolektif hafıza refleksleridir.
Biraz geriye dönelim ve hafızamızı tazeleyelim:
Dolar 3 ₺ seviyesindeyken, dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, “Vay efendim dolar 10 olacak, 20 olacak diye bekleyenler…” diyerek iddialarla alay ettiğinde ve o dolar nihayetinde 10 ₺’yi de 20 ₺’yi de aştığında, bugün gösterilen toplumsal ve siyasi tepkilerin binde birini gösterebildik mi?
2014 yılında dolar henüz 2 ₺ iken, “Dolar 3 ₺’ye çıkarsa yüzüme tükürün” diyen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut’un yüzüne bu vaadi vurabilen çıktı mı? Aksine kendisi daha kritik ekonomi kurullarında görevlendirilerek taltif edildi.
Bir başka Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, vatandaşa ekonomi modeli anlatmak yerine “Gözlerime bakın, ne görüyorsunuz? Gözlerimde ışıltı var” dediğinde ve o ışıltı kısa sürede orta sınıfı yutan karanlık bir kuyuya dönüştüğünde, hangimiz masaya yumruğumuzu vurup hesap sorabildik?
2021-2023 yılları arasında reel enflasyon %130’larda gezerken, ekonomi bilimine tamamen aykırı şekilde faizler %10-%15 bandında tutuldu. Ülke bir servet transferi laboratuvarına dönüştürülürken, mevcut ekonomi yönetimine toz kondurmayanlar neredeydi?
Görünen o ki, Türkiye’de büyük sermayelerin, dev şirketlerin milyarlık vergi borçları tek bir gece kararnamesiyle silinirken sesimiz çıkmıyor. Ama bugün vergi ve SGK yapılandırması adı altında, küçük esnafın borcunun ana parasına dahi faiz işletilerek taksit yapılıyor. Neden büyüklerin borcu silinirken, küçük esnafın en azından 500 bin liraya kadar olan borcu silinerek can suyu verilmiyor?
Bu çarpık düzene, iktidar cenahından kısıtlı da olsa ses çıkaran tek isim Şamil Tayyar oldu; onun eleştirileri de siyasi dengeler sebebiyle sınırlı bir alanda kaldı.
Ancak dünyada genelgeçer bir doğru vardır: Hakikat; zamana, mekâna, ortama veya siyasi görüşe göre eğilip bükülmez.
Bugün her işletme sahibi, kendi şirketinde kalifiye eleman çalıştırmak ister. İşe gelmeyenin, iş üretmeyenin, mesai saatinde yatanın gözünün yaşına bakılmaz, iş akdi feshedilir. Ticaretin ve hayatın kuralı budur.

O halde sormak gerekiyor:
Devlet kurumlarında ve belediyelerde, hiçbir siyasi parti gözetmeksizin, tek bir gün bile işe gitmeden, alın teri dökmeden tıkır tıkır bankamatikten alınan o maaşlar helal midir?
Bu usulsüzlüğe zemin hazırlayan, o kadroları dağıtan, buna göz yuman ve o maaşları hiç utanmadan cüzdanına koyanlar; bu ülkenin tüyü bitmemiş yetiminin, doğmamış çocuğunun kamusal hakkına, yani kul hakkına girmiş olmuyor mu?
Buradaki meselemiz x veya y partisi değildir. Derdimiz günübirlik siyasi polemikler de değildir. Bizim tek bir derdimiz var: Arkamızdan gelen nesillere daha müreffeh, adaletin egemen olduğu, liyakatli ve yaşanabilir bir ülke bırakmak. Bunun yolu da particilikten değil; üretmekten, adil bölüşmekten ve sadece çalışmaktan geçer.
