44,4719$% 0.11
51,0407€% -0.36
6.468,67%0,80
10.773,00%-3,79
42.894,00%-1,42
4.527,25%0,76
12 Mart 2026 Perşembe
Savaşın Gölgesinde İnsan Hakları | Bilal ERDOĞAN
Muhsin Başkan Anısına: Biz Çok Bekledik | MEHMET OĞUZTÜRK
Savaşın Gölgesi Soframızda: Gıdaya Erişim, Beslenme ve Metabolizma | Prof. Dr. Hacı Ahmet DEVECİ
Karlar Altında Üşüyen Bir Millet: 25 Mart Sancısı | SEDAT CİBA
Afrika'da Yetimhane Gerçeği | Yılmaz Ali
Uluslararası çatışmaların gölgesinde en büyük bedeli çoğu zaman siviller ödüyor. Son dönemde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonları, insan hakları ve uluslararası hukuk açısından yeniden önemli tartışmaları gündeme taşıdı. 28 Şubat Sivil Savunma günü idi. ABD ve İsrail’in saldırısında İran, Hürmüzgan Eyaleti Minab şehrindeki Şecere-i Tayyibe Kız İlkokulunda 168 kız çocuğunun katledilmesi üzerine bu yazıyı yazma gereksinimi duydum. Şimdi bu çocukların hesabını kim verecek, insan hakları nerede?
Siviller savaşın görünmeyen mağdurlarıdır. Tarih boyunca savaşların en ağır sonuçlarını siviller yaşamıştır. Günümüzde gerçekleşen askeri operasyonlar da bu gerçeği değiştirmemektedir. Devletler arasındaki siyasi ve askeri gerilimler çoğu zaman diplomatik ve stratejik hesaplarla açıklansa da, insan hakları perspektifinden bakıldığında asıl mesele insanların yaşam hakkının korunmasıdır. Sivil yerleşim alanlarının zarar görmesi, altyapının tahrip edilmesi ve insanların günlük yaşamlarının sekteye uğraması, savaşların insani boyutunu gözler önüne sermektedir.
Uluslararası hukukun temel ilkesi sivillerin korunmasıdır. Uluslararası hukuk ve insan hakları sözleşmeleri, savaş durumlarında bile sivillerin korunmasını temel ilke olarak kabul etmektedir. Birleşmiş Milletler sözleşmeleri ve uluslararası anlaşmalar, devletlere çatışma durumlarında sivillere zarar verilmemesi konusunda önemli sorumluluklar yüklemektedir. Bu nedenle herhangi bir askeri müdahale yalnızca siyasi bir mesele değil, aynı zamanda insan hakları ve uluslararası hukuk açısından değerlendirilmesi gereken bir konudur.
İnsan hakları evrensel bir değerdir…
İnsan hakları, coğrafyaya, ülkelere veya siyasi görüşlere göre değişen bir kavram değildir. Dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın, insanların yaşam hakkı ve güvenliği evrensel değerler arasında yer alır. Bu nedenle uluslararası toplumun en önemli sorumluluklarından biri, çatışmaların çözümünde askeri yöntemler yerine diplomasi ve diyalog yollarını güçlendirmektir.
İsrail’in orantısız güç kullanarak silahsız sivilleri katletmesi bir insanlık suçu ve insan hakları evrensel beyannamesine göre ihlalidir, katliamdır ve insanlık suçutur. Katliamcı B. Netanyahu eşi Sara Netanyahu ile ilgili yolsuzluk soruşturması devam etmekte yargıya taşınmıştır. Ayrıca; Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC), savaş suçları ve insanlığa karşı suç iddialarını soruşturma yetkisine sahip bir mahkeme olup 2024 yılında mahkemenin savcılığı, B. Netanyahu hakkında Gazze’de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar iddiasıyla tutuklama emri çıkarılması talebinde bulundu. Umut ediyoruz ki B.Netanyahu hakkında ergeç adalet yerini bulacak ve insan haklarına karşı işlediği suçların cezasını da çekecektir.
Kalıcı barışın yolu; evrensel insan haklarına uymaktan geçer. İnsan haklarına saygı gösterilmeyen bir dünyada kalıcı barışın sağlanması mümkün değildir. İnsan onurunun korunması, yaşam hakkının güvence altına alınması ve adaletin herkes için eşit şekilde uygulanması, barışın en temel şartlarıdır. Devletlerin uluslararası hukuka bağlı kalması, sorunların savaş yerine diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi, insanlığın ortak geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü gerçek ve sürdürülebilir barış, ancak insan haklarının evrensel bir değer olarak kabul edilmesi ve tüm dünyada kararlılıkla korunmasıyla mümkün olacaktır. İnsan hakları, barış kültürü ve hoşgörü konusunda eğitim verilmesi toplumlar arasında anlayış ve güveni de artırır.
Evrensel insan haklarının tüm dünyada uygulanması, savaşların son bularak ulus milletlerinin insanca yaşaması, sevgi, saygı ve hoşgörü dolu günler dileğiyle…
Bilal ERDOĞAN / Akademisyen