45,6028$% 0
53,3757€% 0.41
6.660,91%0,01
10.829,00%0,22
43.184,00%0,22
4.556,86%0,29
04 Mayıs 2026 Pazartesi
Okullarda Artan Şiddet Olayları: Nedenleri ve Çözüm Yolları Üzerine Bir Değerlendirme | Bilal ERDOĞAN
Sözüm Olsun | Enver Polat
Şehri İmar Ederken Nesli İhmal Etmek | Haydar ÖZKAN
Ey İnsan! | Mustafa GELEBEK
Şehit Resul Polat Anısına: 33 Yıllık Özlem | Mehmet OĞUZTÜRK
Görünmez Mimari: Sağlığın Kimyası | Prof. Dr. Hacı Ahmet DEVECİ
Haydi bakalım, yine düştük yollara, yine dertliyiz…
Son günlerde nereye baksam bir uyarı: “Aman dikkat! Tren seferleri artıyor, raylara yaklaşmayın, canınız yanmasın!” Sosyal medyada bir kıyamet kopuyor, yetkililer tweet üstüne tweet atıyor. Allah razı olsun, uyarıyorsunuz da… Benim canım kardeşim, benim güzel hemşehrim; herkesin elinde akıllı telefon, gözünde sosyal medya mı var?
Yarın öbür gün o rayların yanından geçen dedem sosyal medyayı ne bilsin? Top peşinde koşan masum yavrumuz tweet mi okuyor? Bizim insanımız ekmeğinin peşinde, kafasını telefondan kaldırmaya vakti mi var? Sosyal medyadan uyarı yapmak kolay, mühim olan sahada, o rayın başında durmak!
“Liyakati Bıraktık, Canımızın Derdine Düştük!”
Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım. Sene olmuş 2026, teknolojide çağ atlıyoruz diyoruz ama tren yoluyla yaya yolunun kesiştiği noktada hala bir engel yoksa, orada bir eksik var demektir.
Vatandaş diyor ki: “Bize otomatik bariyer yapamıyorsanız, bari eski usul manuel bariyer kurun. Başına da birini koyun, Yeter ki o kol insin, yeter ki bir can daha yitip gitmesin!”
Bakın bu feryat, bir halkın en masum, en insani talebidir. Bizim insanımız kadirşinastır; yeter ki samimiyet görsün, yeter ki korunduğunu hissetsin. Bir gencimize orada iş kapısı açsanız, o da hem ekmeğini kazansa hem de insanları korusa… Kötü mü olur?
İhmalin Bahanesi Olmaz!
Tren bu, şakaya gelmez. Demirden dev gelip geçerken “Ben görmedim, ben duymadım” diyemezsin. Ama o trenin geçtiği yolu emniyete almak, o bariyeri oraya dikmek yetkililerin boynunun borcudur. İhmalden can yanmasın, ocaklar sönmesin istiyoruz.
Sesimize kulak verin! Sosyal medyadaki o süslü uyarıları bırakın da, şu bariyerleri kurun. İnsan hayatı ucuz değil, ihmal ise hiç affedilir değil.
Bizden söylemesi, gerisi sizin vicdanınızda…
Sağlıcakla ve emniyetle kalın.
Sedat CİBA
Mert TV Genel Yayın Yönetmeni
Bu toprakların tozunu yutmuş, çamuruna basmış, sokaklarında ter dökmüş bir kardeşiniz olarak yazıyorum. Ben bu İslahiye’nin öz evladıyım. Öyle sonradan gelme, dışarıdan bakma değil; her köyünü karış karış gezmiş, her hanesine misafir olmuş, acısını acım bilmiş biriyim. Rabbime hamdolsun ki, İslahiyemizi tanıtmak, adını dünyaya duyurmak için attığım her adımda, bu toprakların Nene Hatunları beni evladı gibi bağrına bastı. Ben de onları anam bildim, namusum bildim, başımın üstünde taşıdım.
Dünya Malı Değil, Şeref Davası
Şunu herkes bilsin: Benim Allah’tan başka şahidim, şerefimden başka sermayem yoktur. Dünya malında gözüm olmadığını en iyi beni tanıyanlar bilir. İnsanız, kusursuz olduğumuzu iddia edecek kadar kibirli değiliz; elbet hatalarımız, noksanlarımız vardır. Lakin huzur-u mahşere çıktığımızda, başımızı öne eğdirecek bir yükümüz yoktur elhamdülillah.
Bu memlekette yedi düvel bir araya gelse şahsıma şunları söyleyemez:
Hırsız diyemezler.
Namussuz diyemezler.
Yalancı diyemezler.
Dolandırıcı diyemezler.
Ahlaksızlığın hiçbir türünü yanıma dahi yaklaştıramazlar.
Mikrofon Ego İçin Değil, Ekmek İçin Tutulur
Elimize mikrofonu aldığımızda, bunu ne kibirden ne de ego tatmin etmek için yaptık. Biz o mikrofonu ekmeğimiz için, İslahiye’nin sesini duyurmak için tuttuk. Kibir bize uğramaz, hırs gözümüzü kör etmez. Haksızlık karşısında eğilip bükülenlerden değil, dimdik duranlardan olduk.
Biz Büyük Bir Aileyiz
Eğer bugün bir yerlere geldiysek, eğer bugün sesimiz gür çıkıyorsa; bu önce Allah’ın izni, sonra siz kıymetli hemşerilerimin desteği sayesindedir. Siz olmasaydınız, ben tek başıma bir hiçtim. Sizden aldığım güçle biz, sınırları aşan dev bir aile olduk.
Haksızlığın karşısında eğilmeyen, öz evladına sahip çıkan tüm dostlarımdan, kardeşlerimden Allah razı olsun. Bizim yolumuz doğruluk, yükümüz samimiyet, davamız ise İslahiye’dir.
Sözümüz odur ki; biz bu dünyadan giderken ardımızda zenginlik değil, lekesiz bir isim bırakacağız. İyi ki varsınız, iyi ki biriz.
SEDAT CİBA
Mert TV Genel Yayın Yönetmeni




Bir zamanlar Türkiye siyasetinin kalbi Ankara’nın puslu koridorlarında değil, İslahiye’nin tozlu yollarında, samimi sofralarında atardı.
Bugünün kavgacı, ötekileştiren ve sığ siyasetine bakınca; insanın ‘Nerede o eski devlet adamlığı?!’ diye sormaması elde değil. Eskiler bilir, İslahiye sadece bir ilçe değil, Türkiye’nin dört bir yanına liyakat ve sadakat ihraç eden bir merkezdi. Gümrük kapılarından demiryollarına, demir çelik fabrikalarından devletin en kritik kademelerine kadar her yerde İslahiyeli bir imza vardı.
Bu bir tesadüf değil, bir ekoldü.
Rahmetli İlhan Öztürk ve onun kuşağını bugün rahmetle, özlemle anmamızın sebebi sadece isimleri değil, temsil ettikleri o sarsılmaz duruştu. Onların lügatinde siyaset; birinin ayağına çelme takmak, kişileri hedef almak ya da toplumu kamplara bölmek değildi. Onlar için ‘İslahiyeli olsun yeter!’ düsturu, bir hemşehrilikten öte, bir güven müessesesiydi.
Ayırt etmezlerdi, ötekileştirmezlerdi. Siyaseti bir zenginleşme aracı değil, bir hizmet yarışı olarak görürlerdi. Bugün izlediğimiz ‘siyaset’ adı altındaki hırçınlık, aslında siyasetin bittiği yerdir. Çünkü gerçek siyaset; çözüm üretmektir, kavga etmek değil. Sistem kurmaktır, kişilerle uğraşmak değil. Birleştirmektir, parçalamak değil.
İlhan Öztürk gibi isimler, devletin koridorlarında İslahiye’nin vakur duruşunu sergilerken; kimsenin mezhebine, meşrebine bakmadan ‘insan’ odaklı bir vizyon yürüttüler. O dönemlerde Ankara’da bir İslahiyeli varsa, bilinirdi ki orada adalet vardır, orada kapıdan geri çevrilmek yoktur.
Şimdi sormak lazım: O birleştirici güç, o ‘bizden olsun, çamurdan olsun’ demeyen ama ‘bizden olanı yücelten’ anlayış nereye gitti? Siyaseti kişisel ikbal uğruna bir savaş alanına çevirenler, İlhan Öztürklerin bıraktığı o tertemiz mirastan ne kadar nasiplendi?
Siyaset; asalette yapılırsa kalıcı olur. Kişilerle uğraşmayı bırakıp, memleketin dertleriyle dertlenen o eski ruhu geri çağırmadığımız sürece, sadece bugünü değil geleceğimizi de kaybederiz.
Vefa sadece bir semt adı değil, İslahiye’nin siyaset meydanındaki mührüdür. Rahmetli İlhan Öztürk ve o dönemin tüm yiğit siyasetçilerine bin selam olsun. Onların ders niteliğindeki hayatları, bugünün ‘siyasetçilerine’ en büyük rehberdir.
Sedat CİBA
Mert TV Genel Yayın Yönetmeni
Bugün takvimler yine o meşum günü gösteriyor; saniyelerin donduğu, umutların kar fırtınasına tutulduğu o kapkara çarşambayı. Tam 17 yıl geçti. Coğrafya kaderdi belki ama ihmal, ihanet ve o dağ başındaki sessizlik bir kader değil, koca bir ayıptı.
Muhsin Yazıcıoğlu…
Anadolu’nun kavruk yüzlü, dik duruşlu, eğilmeyen ve bükülmeyen “Son Reis”i. O, hayatını adadığı, “Canım feda” dediği devleti için her cephede savaştı. Zindanları medreseye çevirdi, işkencelerden geçti ama ne bayrağına küstü ne de milletine sırtını döndü. Ancak ne acıdır ki; ömrünü verdiği o devlet, Keş Dağı’nın ayazında ona bir helikopteri, bir sinyali, bir yardımı çok gördü.
Devleti Yaşat ki İnsan Yayaşın… Peki Ya Devlet Neredeydi?
”Benim devletim büyüktür” diyen bir liderin, en çok ihtiyaç duyduğu anda yalnız bırakılması sadece bir kaza değil, vicdanlarda açılmış derin bir yaradır. O gün o karlar sadece Muhsin Başkan’ın üzerine değil, Türkiye’nin adaletine, liyakatine ve vefasına yağdı.
O karlar hala erimedi. Alperenlerin yüreğindeki o sızı, ilk günkü gibi taze.
Sessizlik: Ankara’nın lüks odalarında plan yapanların sessizliği.
Karanlık: Radarların “bozulduğu”, köylülerin “yanlış yönlendirildiği” o zifiri karanlık.
İhanet: Kanatları kırılan bir kartalın başında bekleyenlerin soğukkanlılığı.
Yetim Kalan Alperenler
Şimdi meydanlar daha sessiz, kalemler daha ürkek. Alperenler yetim kaldı diyorlar; doğru. Liderini karların bağrında bırakan bir hareketin suskunluğu, aslında en büyük feryattır. Ona kıyanlar, o suikastın (evet, bu bir kazadan fazlasıdır) arkasındaki eller, bugün hala bir yerlerde saklanıyor olabilirler. Ama unutmasınlar: Göklerin de bir hesabı vardır.
Muhsin Yazıcıoğlu bir isimden öte, bir duruştu. Takım elbise giymiş bir derviş, elinde tesbihiyle bir dava adamıydı. “Bir saniyesine bile hükmedemediğiniz bir dünya için, bu kadar fırıldak olmaya gerek yok” diyen o ses, bugün hala kulaklarımızda çınlıyor.
Son Söz
25 Mart, sadece bir ölüm yıldönümü değildir. 25 Mart, bu ülkede dürüstlüğün ve yerli duruşun nasıl bir bedel ödediğinin vesikasıdır. Başkan’ın bedeni karların altından çıkarıldı ama bu dosya hala o karların altında gizli duruyor.
Sana kıyanlara, seni o dağ başında “bulamayanlara” ve bu acıyı bir siyasi malzeme haline getirenlere ahımız bakidir. Mekanın cennet, ruhun şad olsun koca reis. Alperenlerin sessizliği fırtına öncesi sessizliktir; o kar elbet eriyecek, o gerçekler elbet gün yüzüne çıkacaktır.
SEDAT CİBA
Mert TV Genel Yayın Yönetmeni
Ortadoğu’daki gerilim hattı ve Türkiye’nin bu denklemdeki yeri üzerine, vatansever bir perspektifle ve “devlet aklı” vurgusuyla kaleme alınmış sert bir köşe yazısı:
Sessiz Güç: Laf Değil, Strateji Konuşur
Son dönemde bölgesel krizleri fırsat bilip, harita oyunlarıyla Türkiye’nin sabrını sınamaya kalkanlara karşı bir gerçeği hatırlatmakta fayda var: Anadolu, sadece bir kara parçası değil; bir imparatorluklar mezarlığıdır. Bazı çevrelerin kapalı kapılar ardında fısıldadığı, hatta bazen cüret edip seslendirdiği “Sıra Türkiye’de” hezeyanları, sadece tarih bilmezliğin değil, büyük bir stratejik körlüğün ürünüdür.
Türkiye, gürültü kirliliğiyle savaş yöneten bir “çadır devleti” değildir. Bizim geleneğimizde “Söz gümüşse, sükut altındır; ama vakti geldiğinde icraat demirdir” düsturu yatar.
Caydırıcılığın Yeni Adı
Eskiden sadece müttefiklerinin sağladığı imkanlarla yetinen bir Türkiye vardı; bugün ise kendi oyununu kuran, kendi teknolojisini konuşturan bir güç var. Bir gece ansızın gökyüzünü aydınlatacak olan şey sadece havai fişekler değil; Türk mühendisliğinin eseri olan, hedefini milimetrik şaşmayan o “akıllı” sistemlerdir.Derin Strateji: Türkiye, tehdidi sınırlarında değil, kaynağında kurutma kapasitesine sahiptir.
Görünmez Güç: Savunma sanayiindeki devrim, sadece bir envanter artışı değil, bir bağımsızlık ilanıdır.
Tarihsel Hafıza: Bu toprakların çocukları, kuşatılmaya çalışıldıkça nasıl birleşip çelik bir yumruğa dönüştüğünü defalarca kanıtlamıştır.
Akıllı Olma Vakti
Bölgesel aktörlerin şunu iyi anlaması gerekir: Türkiye’nin sükuneti, zafiyetinden değil; asaletindendir. Ancak bu asalet, bir tehdit karşısında saniyeler içinde devasa bir operasyonel güce dönüşebilir. Sokakları aydınlatacak bir ışık aranıyorsa, o ışık Türk füzelerinin namlusundan çıkan, adaleti temsil eden o keskin parıltı olacaktır.
Sonuç olarak; Türkiye’ye yönelik plan yapanlar, karşılarında sadece bir ordu değil, binlerce yıllık bir devlet geleneği bulacaklardır. Biz çok konuşmayız; biz tarihe not düşeriz.
Sedat CİBA
Mert TV Genel Yayın Yönetmeni