45,6206$% 0.06
53,2608€% 0.17
6.624,33%-0,54
10.772,00%-0,32
42.954,00%-0,32
4.517,67%-0,57
06 Mayıs 2026 Çarşamba
Okullarda Artan Şiddet Olayları: Nedenleri ve Çözüm Yolları Üzerine Bir Değerlendirme | Bilal ERDOĞAN
Sözüm Olsun | Enver Polat
Şehri İmar Ederken Nesli İhmal Etmek | Haydar ÖZKAN
Ey İnsan! | Mustafa GELEBEK
Şehit Resul Polat Anısına: 33 Yıllık Özlem | Mehmet OĞUZTÜRK
Görünmez Mimari: Sağlığın Kimyası | Prof. Dr. Hacı Ahmet DEVECİ
Zaman geçiyordu…
Her gün biraz daha kirleniyordu dünya.
Ve biz, çocuklarımıza daha temiz bir hayat bırakmak yerine; öfkeyi, ayrılığı, hırsı ve tüketilmiş değerleri miras bırakıyoruz ne yazık ki!
Oysa sevmek vardı…
Paylaşmak vardı…
Dostluk vardı, kardeşlik vardı.
Bir sofraya birlikte oturmanın huzuru, bir yaraya birlikte merhem olmanın insanlığı vardı.
Peki ne oldu bize?
Neden birbirimizi anlamak yerine ayrıştırmayı seçtik?
Neden kalpleri tamir etmek yerine kırmayı öğrendik?
Neden “biz” olmaktan vazgeçip yalnızca “ben” demeye başladık?
Belki de mesele, nefsi büyütüp vicdanı küçültmemizdi…
Sevgi her yerde aynı değil mi?
Bir annenin gözyaşı dünyanın neresinde olursa olsun aynı acıyı taşımıyor mu?
Yalan, kim söylerse söylesin yalan değil mi?
Namus, sadece bazılarına ait bir kavram mı?
Adalet, güçlüye başka; zayıfa başka mı işlemeli?
İnsan, her yerde insan değil mi?
Halbuki dünya; kırarak değil, onararak güzelleşir.
İnsanlık; bağırarak değil, anlayarak yükselir.
Bir şeyler yapmak için her şeyi yıkmaya gerek yoktur.
Unuttuğumuz bir gerçek var:
Bu dünya bize ait değil, bize emanet.
Ve insan…
Yoktan geldiğini unuttuğu gün, kendini “varlığın sahibi” sanmaya başlıyor.
Oysa toprağa dönecek olan bir bedenin kibri, ne kadar büyük olabilir?
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Biz gerçekten insan olmayı başarabiliyor muyuz?
Çünkü dünya; teknolojiyle değil, vicdanla güzelleşecek.
Ve insanlık; makamla, parayla ya da güçle değil, adaletle ayakta kalacak.
Mustafa GELEBEK
İş İnsanı / Politikacı
Adam, uykusunun en derin yerinde bir sesle uyandı. Bu, bir cırcır böceğinin sesiydi. Ancak sıradan bir ötüş değildi; sanki ona sesleniyor, “Kalk… hadi kalk…” diyordu.
Adam doğrulduğu anda ses kesildi. Ortalığı bir anda derin bir sessizlik kapladı. O sessizliğin içinde bir hitap yankılandı: “Duanı neden küçük görüyorsun? En büyük silah duadır. Edebildiğin kadar et. Ben kabul edeceğim. Verdikçe hazinemden hiçbir şey eksilmez.”
Ve sanki bir nida yükseldi:
“Yok mu isteyen? Vereyim.”
Adam ayağa kalktı ve yürümeye başladı. İçinde bir arınma hissi vardı. Günahları, denizlerin köpüğü gibi dökülüyor gibiydi. Su bedenine değdikçe hafifliyor, sanki yeniden doğuyordu. Yeni bir gün, yeni bir hayat için ona bir fırsat daha verilmişti.
Şükretti…
Kalkabildiği için, duyabildiği için, tutabildiği için…
Konuşabildiği, düşünebildiği ve görebildiği için…
Anladı ki, seviliyordu.
O’na en yakın yerdeydi. Çünkü O, insana şah damarından daha yakındı.
“İste…” diyordu. “İsteyenleri severim.”
Adamın görevi istemekti, O’nunki vermek.
Ümmet için…
Ülke için…
Kendisi, ailesi, dostları ve tüm ihtiyaç sahipleri için…
“İste de vereyim…” diyordu.
Adam istemeyi seviyordu.
O ise vermeyi…
Adam O’nu seviyordu.
O da adamı…
Ve adam, içten bir sesle fısıldadı: “Seni çok seviyorum Allah’ım…”
Sonra sustu.
Mustafa GELEBEK
İş İnsanı / Politikacı
Son günlerde Şanlıurfa’da yaşanan okul saldırısı ve hemen ardından Kahramanmaraş’ta bir 8. sınıf öğrencisinin karıştığı trajik olay, toplamda 9 can kaybıyla hepimizi derinden sarstı. Bu olaylar artık münferit vakalar olarak değerlendirilemeyecek kadar ciddi bir tabloyu gözler önüne seriyor. Okulların güvenli liman olmaktan çıkma riskiyle karşı karşıya olduğu bir dönemdeyiz.
Bu noktada sorulması gereken en önemli soru şu: Nerede hata yapıyoruz?
Öncelikle çocukların silah ve benzeri suç aletine ulaşamaması için gerekli aile içi ve dışı tedbirler alınmalıdır. Özellikle güvenlik kuvvetleri evde silahlarını, evlatlarının görmediği bilmediği yerlerde veya korunaklı alanlarda muhafaza etmeliler.en elzem konuların başında gelmektedir…
Dijital dünya da göz ardı edilemez. Şiddet içerikli oyunlar, sosyal medya zorbalığı ve kontrolsüz internet kullanımı, gençlerin gerçeklik algısını bozabilmektedir. Bu nedenle dijital okuryazarlık eğitimi hem öğrencilere hem de velilere verilmelidir.
Güvenlik boyutu ise ayrı bir başlık olarak ele alınmalıdır. Okullarda giriş-çıkış kontrolleri sıkılaştırılmalı, güvenlik personeli sayısı artırılmalı ve riskli durumlar için erken uyarı sistemleri kurulmalıdır. Ancak unutulmamalıdır ki sadece fiziksel önlem almak yeterli değildir; asıl mesele, şiddetin ortaya çıkmadan önce önlenmesidir.
Eğitim sistemi de bu sürecin merkezindedir. Sadece sınav başarısına odaklanan bir yapı yerine; empati, değerler eğitimi, öfke kontrolü ve iletişim becerilerini geliştiren bir müfredat oluşturulmalıdır. Çünkü iyi insan yetiştirmeden, güvenli toplum inşa edilemez.
Sonuç olarak; bu tür acı olayların tekrar yaşanmaması için devlet, okul, aile ve toplum birlikte hareket etmek zorundadır. Her kaybedilen can, aslında ihmal edilen bir sorumluluğun sonucudur. Artık geç kalmadan harekete geçme zamanıdır.
Unutulmamalıdır ki; çocukları korumak, sadece bir görev değil, geleceği korumaktır.
Realist olmanın bir bedeli olsa da, bedel ödemeyi göze alanlar, her zaman ve her şartta doğruyu savunmaktan geri durmazlar.
Doğruları söylemenin her zaman bir bedeli olmuştur. Bu bedeli ödemek başımızın tacıdır.
Aynı şekilde kim doğru yaparsa yapsın, hiç bir partizanlık ve taraflılık içine girmeden doğruları alkışlayan, yanlışları da ıslıklayan olmak gerekir.
Hak yaratanın ismidir,
Hakkıdır Hak’ka tapan milletimindir istiklal demiştir M. Akif…
“Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır” demiştir peygamberimiz…
Herkes bilir ve bilsin ki!
Bizim hiç bir zaman derdimiz, ne şahıslar, ne partiler ne de kurumlardır.
Derdimiz sadece ve sadece; Dinimize, vatanımıza, bayrağımıza ve milletimize faydalı olmaktır.
Partiler din değildir, partiler gelip geçicidir, baki olan Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.
Ülkeler var olduğu müddetçe, her zaman beka problemi olmuştur,
Olacaktır da…
Kimse beka probleminin arkasına sığınıp realitenin üstünü örtmeye çalışmasın!
Mustafa GELEBEK
İş İnsanı / Politikacı
Teker teker kaybediyoruz sevdiklerimizi,
Teker teker…
Sessizce, ıssızca ve kimsesizce,
Zaman her şeye ilaç olmuyor,
Dünya, ölümle bu kadar iç içe olmamıştı,
Unutulan ölüm, her gün kendini bir başka şekilde hatırlatıyordu…
Ne değişmişti peki ne?
Kötülük bitmiş miydi?
Acılar tükenmiş miydi?
Savaşlar mı bitti?
Ezilenler artık ezilmeyecek miydi?
Yardımlaşma daha fazla mı olacaktı?
Düşmanlıklar bitecek, kardeşlik bağları daha da mı güçlenecekti?
Tok açı düşünecek, zengin fakirle bölüşecek, adelet eşit dağıtılacaktı değil mi?
Bir musibet bin nasihatten hayırlıdır demiştik değil mi?
Ama nafile…
Ders almıyor du insanoğlu,
Ders almıyordu dünya!!!
Her gün, bir başka ölüyordu insanlık,
Bir başka öldürülüyordu sevgi,
Bir başka ölüyordu kardeşlik,
Bir başka ölüyordu vicdan…
Tefekküre zamanı bile kalmamıştı insanlığın,
Madde alemi, mana alemini öyle esir almıştı ki, “daha daha”dan başka bir şey istemiyordu nefis?!
Sevgili dostlar, İyi insanlar çoğaltın hayatınızda, yoksa dünya kötülerin istilasından kurtulamayacak…
Eğer başka birilerinin hayatını, biraz daha yaşanır hale getirmeye gücünüz varsa, bunu yapın.
Çünkü Dünyanın buna çok ihtiyacı var…
Mustafa GELEBEK
İş İnsanı / Politikacı