DOLAR

44,4904$% 0.06

EURO

51,0375% 0.03

GRAM ALTIN

6.431,78%-0,22

ÇEYREK ALTIN

10.701,00%-0,16

TAM ALTIN

42.607,00%-0,16

ONS

4.504,48%-0,15

Gaziantep AÇIK 11°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Sedat Ciba

Sedat Ciba

25 Mart 2026 Çarşamba

Karlar Altında Üşüyen Bir Millet: 25 Mart Sancısı | SEDAT CİBA

Karlar Altında Üşüyen Bir Millet: 25 Mart Sancısı | SEDAT CİBA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün takvimler yine o meşum günü gösteriyor; saniyelerin donduğu, umutların kar fırtınasına tutulduğu o kapkara çarşambayı. Tam 17 yıl geçti. Coğrafya kaderdi belki ama ihmal, ihanet ve o dağ başındaki sessizlik bir kader değil, koca bir ayıptı.

​Muhsin Yazıcıoğlu…

Anadolu’nun kavruk yüzlü, dik duruşlu, eğilmeyen ve bükülmeyen “Son Reis”i. O, hayatını adadığı, “Canım feda” dediği devleti için her cephede savaştı. Zindanları medreseye çevirdi, işkencelerden geçti ama ne bayrağına küstü ne de milletine sırtını döndü. Ancak ne acıdır ki; ömrünü verdiği o devlet, Keş Dağı’nın ayazında ona bir helikopteri, bir sinyali, bir yardımı çok gördü.

​Devleti Yaşat ki İnsan Yayaşın… Peki Ya Devlet Neredeydi?

​”Benim devletim büyüktür” diyen bir liderin, en çok ihtiyaç duyduğu anda yalnız bırakılması sadece bir kaza değil, vicdanlarda açılmış derin bir yaradır. O gün o karlar sadece Muhsin Başkan’ın üzerine değil, Türkiye’nin adaletine, liyakatine ve vefasına yağdı.

​O karlar hala erimedi. Alperenlerin yüreğindeki o sızı, ilk günkü gibi taze.

​Sessizlik: Ankara’nın lüks odalarında plan yapanların sessizliği.
​Karanlık: Radarların “bozulduğu”, köylülerin “yanlış yönlendirildiği” o zifiri karanlık.
​İhanet: Kanatları kırılan bir kartalın başında bekleyenlerin soğukkanlılığı.

​Yetim Kalan Alperenler
​Şimdi meydanlar daha sessiz, kalemler daha ürkek. Alperenler yetim kaldı diyorlar; doğru. Liderini karların bağrında bırakan bir hareketin suskunluğu, aslında en büyük feryattır. Ona kıyanlar, o suikastın (evet, bu bir kazadan fazlasıdır) arkasındaki eller, bugün hala bir yerlerde saklanıyor olabilirler. Ama unutmasınlar: Göklerin de bir hesabı vardır.

​Muhsin Yazıcıoğlu bir isimden öte, bir duruştu. Takım elbise giymiş bir derviş, elinde tesbihiyle bir dava adamıydı. “Bir saniyesine bile hükmedemediğiniz bir dünya için, bu kadar fırıldak olmaya gerek yok” diyen o ses, bugün hala kulaklarımızda çınlıyor.

​Son Söz
​25 Mart, sadece bir ölüm yıldönümü değildir. 25 Mart, bu ülkede dürüstlüğün ve yerli duruşun nasıl bir bedel ödediğinin vesikasıdır. Başkan’ın bedeni karların altından çıkarıldı ama bu dosya hala o karların altında gizli duruyor.

​Sana kıyanlara, seni o dağ başında “bulamayanlara” ve bu acıyı bir siyasi malzeme haline getirenlere ahımız bakidir. Mekanın cennet, ruhun şad olsun koca reis. Alperenlerin sessizliği fırtına öncesi sessizliktir; o kar elbet eriyecek, o gerçekler elbet gün yüzüne çıkacaktır.

SEDAT CİBA
Mert TV Genel Yayın Yönetmeni

Devamını Oku

Haddini Aşan Planlar, Menzile Giren Hedefler | Sedat CİBA

Haddini Aşan Planlar, Menzile Giren Hedefler | Sedat CİBA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ortadoğu’daki gerilim hattı ve Türkiye’nin bu denklemdeki yeri üzerine, vatansever bir perspektifle ve “devlet aklı” vurgusuyla kaleme alınmış sert bir köşe yazısı:

Sessiz Güç: Laf Değil, Strateji Konuşur

Son dönemde bölgesel krizleri fırsat bilip, harita oyunlarıyla Türkiye’nin sabrını sınamaya kalkanlara karşı bir gerçeği hatırlatmakta fayda var: Anadolu, sadece bir kara parçası değil; bir imparatorluklar mezarlığıdır. Bazı çevrelerin kapalı kapılar ardında fısıldadığı, hatta bazen cüret edip seslendirdiği “Sıra Türkiye’de” hezeyanları, sadece tarih bilmezliğin değil, büyük bir stratejik körlüğün ürünüdür.

Türkiye, gürültü kirliliğiyle savaş yöneten bir “çadır devleti” değildir. Bizim geleneğimizde “Söz gümüşse, sükut altındır; ama vakti geldiğinde icraat demirdir” düsturu yatar.

Caydırıcılığın Yeni Adı

Eskiden sadece müttefiklerinin sağladığı imkanlarla yetinen bir Türkiye vardı; bugün ise kendi oyununu kuran, kendi teknolojisini konuşturan bir güç var. Bir gece ansızın gökyüzünü aydınlatacak olan şey sadece havai fişekler değil; Türk mühendisliğinin eseri olan, hedefini milimetrik şaşmayan o “akıllı” sistemlerdir.Derin Strateji: Türkiye, tehdidi sınırlarında değil, kaynağında kurutma kapasitesine sahiptir.

Görünmez Güç: Savunma sanayiindeki devrim, sadece bir envanter artışı değil, bir bağımsızlık ilanıdır.

Tarihsel Hafıza: Bu toprakların çocukları, kuşatılmaya çalışıldıkça nasıl birleşip çelik bir yumruğa dönüştüğünü defalarca kanıtlamıştır.

Akıllı Olma Vakti

Bölgesel aktörlerin şunu iyi anlaması gerekir: Türkiye’nin sükuneti, zafiyetinden değil; asaletindendir. Ancak bu asalet, bir tehdit karşısında saniyeler içinde devasa bir operasyonel güce dönüşebilir. Sokakları aydınlatacak bir ışık aranıyorsa, o ışık Türk füzelerinin namlusundan çıkan, adaleti temsil eden o keskin parıltı olacaktır.

Sonuç olarak; Türkiye’ye yönelik plan yapanlar, karşılarında sadece bir ordu değil, binlerce yıllık bir devlet geleneği bulacaklardır. Biz çok konuşmayız; biz tarihe not düşeriz.

Sedat CİBA
Mert TV Genel Yayın Yönetmeni

Devamını Oku

Sessiz İyiliğin Zarafeti: Bir Koli, Bir Dua, Bin Mahcubiyet

Sessiz İyiliğin Zarafeti: Bir Koli, Bir Dua, Bin Mahcubiyet
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ramazan ayı geldiğinde kalplerimiz yumuşuyor, sofralarımız paylaşmanın bereketiyle doluyor. Ne güzel bir gelenektir o kolileri hazırlamak, içinde temel ihtiyaçların yanında bir nebze de olsun sevgi ve kardeşlik paketlemek…

Ancak bu güzel niyetleri hayata geçirirken, iyiliğin o ince çizgisini, yani insan onurunu bazen gözden kaçırabiliyoruz.

​Eskiler ne güzel derdi: “Sağ elin verdiğini, sol el görmesin.” Bu sadece bir söz değil, bir nezaket kültürüydü. Yardımı alanın mahcubiyet duymadığı, verenin ise sadece bir görev bilinciyle hareket ettiği o sessiz köprü… Şimdilerde ise iyiliği bir fotoğraf karesine sığdırmaya, bir “beğeni” uğruna o en mahrem anları, o bükük boyunları afişe etmeye başladık.

​İyilik Sessizleşince Güzelleşir
​Yardım götürdüğümüz kapının ardında bir yaşam, bir aile ve en önemlisi bir onur var. O koliyi uzatırken aslında sadece gıda değil, bir “kardeşlik payı” uzatıyoruz.

​Gönülleri incitmeden: Bir insanın ihtiyacını karşılamak kadar, o insanın kendisini mahcup hissetmemesini sağlamak da bir o kadar kıymetlidir.

​Kameradan uzak, kalbe yakın: İyiliğin en makbulü, sadece Allah ile kul arasında kalanıdır. Bir kare fotoğraf çekmek, o anın kutsiyetini bazen zedeleyebilir.

Sadece bir ay değil, her an: Ramazan’ın bereketiyle hatırladığımız o haneleri, bayramdan sonra da unutmamak; iyiliği bir alışkanlık haline getirmek asıl amacımız olmalı.

Bir Gönül İnşa Etmek
​Biz yardımlaşmayı bir “reklam” unsuru olarak değil, bir “borç” olarak gören bir medeniyetin mirasçılarıyız. Bir ailenin mutfağına girerken, o evin mahremiyetine saygı duyarak, kimseyi teşhir etmeden, adeta bir emaneti teslim eder gibi hareket etmeliyiz. Unutmayalım ki; o kolinin içindeki erzak elbet tükenir, ama o zarif dokunuşun, o sessiz sedasız yapılan yardımın bıraktığı huzur bir ömür baki kalır.

​Gelin bu Ramazan, iyiliğimizi sessizliğe bürüyelim. Sesimiz değil, vicdanımız konuşsun. Reklamı değil, samimiyeti büyütelim. Çünkü gerçek iyilik, kimsenin haberi yokken bir yüreğe dokunabilmektir.

Sedat CİBA
Mert TV Genel Yayın Yönetmeni

Devamını Oku

Sedat Ciba: Bir Yanımız Bahar, Bir Yanımız İslahiye

Sedat Ciba: Bir Yanımız Bahar, Bir Yanımız İslahiye
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bilirsiniz, Anadolu’nun kalbi en çok da dar günlerde bir başka atar. Depremin o zorlu günlerinden bu yana İslahiye halkı hep bir “sabır taşı” oldu. Sırasını bekledi, devletine güvendi, komşusunun sevincine ortak oldu. Ama bugünlerde İslahiye’nin sokaklarında, çay ocaklarında bir fısıltı dolaşıyor; naif ama bir o kadar da sitem dolu bir fısıltı…

​Hemen yanı başımızda, can kardeşimiz Nurdağı’nda hak sahibi olamayanlar için 2+1 konut müjdesi verildiğini duyduk. Komşumuz adına sevindik, “Hayırlı olsun” dedik. Ama sonra dönüp kendi sokaklarımıza baktık: Peki ya İslahiye’nin bekleyeni? Ya bizim umudunu yarına erteleyen depremzedemiz?

​Gönül Köprüsü Mü, Mesafe Mi?

​İslahiye ve Nurdağı, etle tırnak gibidir. Acımız bir, yasımız birdir. Ancak hizmette bir tarafın yüzü gülerken diğer tarafın boynu bükük kalıyorsa, orada bir “gönül kırıklığı” başlar. İslahiye vatandaşı sahipsiz değildir, sadece sabırlıdır. Ama sabır, unutulmak için bir gerekçe olmamalı.

​Yetkililerimize, bu memleketin güzel insanlarını yönetenlere tatlı bir sitemimiz var: ​İslahiye’nin rüzgarı serttir ama insanı merttir; bu mertliği sessizlikle karıştırmayın. Biz sadece “başımızı sokacak bir yuva” davasındayız, fazlasında gözümüz yok.

​Nurdağı’na uzanan o şefkat eli, neden İslahiye’ye gelince biraz yavaşlıyor?

​Bir Şehrin Duası Olmak

​Siyasetin de, bürokrasinin de asıl amacı insana dokunmak, bir “Allah razı olsun” duasını almaktır. İslahiye’de hala konteynerde, çadırda ya da ağır hasarlı evinin gölgesinde bekleyen bunca insan varken, projeleri sadece bir tarafa yoğunlaştırmak adaletin terazisini sarsar.
​Biz bu memleketi seviyoruz. Dağını, taşını, insanını başımıza tac ediyoruz. Sizden de tek bir şey istiyoruz: İslahiye’nin gözünün içine bakın. Orada sitem değil, sadece bir umut ışığı göreceksiniz. O ışığı söndürmeyin. Nurdağı’na gelen o güzel imkanların, İslahiye’nin tozlu sokaklarına da bahar getirmesini bekliyoruz.

​Çünkü İslahiye unutulursa, bir yanımız hep eksik kalır.

Sedat CİBA
Mert TV Genel Yayın Yönetmeni

Devamını Oku

Sedat Ciba: İslahiye’de Maskeli Balo; Sahne Aynı, Vicdanlar Farklı

Sedat Ciba: İslahiye’de Maskeli Balo; Sahne Aynı, Vicdanlar Farklı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

​Depremden önce de dertlerimiz vardı elbet ama biz İslahiye’de “komşu komşunun külüne muhtaçtır” sözünü, enkazın altında birbirimize nefes olurken mühürlemiştik. Ya da biz öyle sanmıştık. Bugün sokaklara çıktığımda gördüğüm manzara, binaların yıkılmasından çok daha ağır bir enkazı işaret ediyor: İnsanlık enkazı.

​Vitrinde Dost, Perde Arkasında Düşman
​İslahiye’nin çarşısında, pazarında kiminle konuşsanız ağzından bal damlıyor. Herkes “dost”, herkes “kardeş”… Ama o bir dakikalık samimiyet gösterisi biter bitmez, arkasını dönenin elinde kazma kürek, komşusunun kuyusunu kazma telaşı başlıyor. Kimse kimseyi sevmiyor ama herkes herkesle konuşuyor. Biz bu “mükemmel” oyunculuğu hangi ara öğrendik?

​Vefa artık sadece bir semt adı mı?
​Saygı, cebinde parası olana sunulan bir hizmete mi dönüştü?
​Merhamet, sadece sosyal medya paylaşımlarında mı kaldı?

​Enkazın Altında Sadece Canlar Kalmadı
​6 Şubat’ta sarsılan sadece toprak değildi. Biz o gün sadece evlerimizi, sevdiklerimizi, anılarımızı gömmedik toprağa; görünen o ki vicdanlarımızı da o beton yığınlarının arasında bırakıp çıkmışız.

​Hani biz “acıda birleşen” insanlardık? Şimdi neyin kavgası bu? Kimin daha fazla hak aldığı, kimin kimi geride bıraktığı, kimin hangi yardımı kaptığı derken; yanımızdakinin elini tutmayı unuttuk. Birbirinin ayağına çelme takarak yükselmeye çalışanlar, üzerine bastıkları toprağın bir gece vakti nasıl yerle bir olabildiğini ne çabuk unuttu?

​Sonuç Yerine…

​Sitemim sert gelmesin; bu bir İslahiye gerçeğidir. Eğer bir şehirde selamın yerini hesap, kucaklaşmanın yerini kuyu kazmak almışsa, oradaki yıkım bitmemiş demektir.

​Silkinin artık. Bize beton evlerden önce, birbirimize güvenebileceğimiz bir “insanlık binası” lazım. Unutmayın; enkaz altından can çıkarılır ama vicdanı kaybolan bedeni hiçbir ekip kurtaramaz.

Sedat CİBA
Mert TV Genel Yayın Yönetmeni

Devamını Oku